YarasaFORUM
19 Şubat 2018, 23:16:59 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Kaliteli hizmet için ÜYE OLUN!..
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ANNELİĞİN SİYASETİ VARDIR  (Okunma Sayısı 87 defa)
ismiALi
Vicdan sahibi kısık seslidir
BİNBAŞI
*

Tesekkür sayisi 200
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 921


İspat, izafi varlığın bir göstergesidir


« : 21 Ağustos 2010, 00:36:42 »


 


Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde kadınlara “açılım”ı anlatırken,“Bu salonda Türkiye'nin aydınlık, umut dolu geleceği var” demiş. Şöyle sürdürmüş sözlerini: “İş dünyasının, üniversite camiasının, medyanın, sivil toplum örgütlerinin, özellikle ve özellikle kadınların, kadın kuruluşlarının dışarıda kaldığı bir sürecin başarıya ulaşması asla ve asla mümkün değildir. İşte onun için sizlerden, sesinizi yükseltmenizi, yanlışa güçlü bir şekilde dur demenizi, akan kana, akan gözyaşına karşı çıkmanızı, gençleri yaşatmak için yüreğinizi ortaya koymanızı istirham ediyorum.”

      Yıllardır gençlerin başarılarıyla gönenen, sorunlarını dert edinip umar arayan; ama “üç” değil “hiç” çocuk doğurmamış bir kadınım. Sayın Başbakan,“Buradan, sizler aracılığıyla ülkemin tüm kadınlarına da seslenmek istiyorum” diyordu. Bu çağrıya uyarak sesimi, başka kadınların sesine katmak, dahası haykırmak istedim.

      Evet, yaşamın bütün renklerini değil, ara renklerini bile tanımadan toprağa giren çocuklar hepimizindir. Ölüm, kimin evine uğrarsa, iliğini kemiğini yakar; hangi saat, kime geleceği bilinmez. Ne genç dinler; ne yaşlı… Ne masumu ayırır; ne suçluyu… “Terör” denilen baş belası eylemle gelen ölümse, terör kurbanlarının da teröre bulaşanların da canını daha çok yakar. Bu; yalnız gözünden sakındığı evladından olanların değil, bir ülkenin ortak acısıdır. Bu nedenle ateşin düştüğü evlere seyirci kalmak, Sayın Başbakanın konuşmasındaki kimi noktalara katılmamak olanaksızdır.

Ancak Sayın Başbakanın, “Anneliğin siyaseti yoktur, anneliğin ideolojisi yoktur, anneliğin sağcılığı, solculuğu yoktur” sözlerine hiç katılmıyor; şiddetle karşı çıkıyorum. Sayın Başbakanın “hitabet sanatı” dediği öfkemi gemlemeye çalışarak ben de bütün kadınlara sesleniyor ve soruyorum:

Sayın Başbakanın örnek verdiği “Arjantin'in, İrlanda'nın, Pakistan'ın, İsrail'in kadınları ve anneleri”nin gerçekten “siyaseti, ideolojisi, sağcılığı, solculuğu” yok mudur? “Siyaset, ideoloji, sağcılık, solculuk” babalara (erkeklere) özgü alanlar ya da eylemler midir?

Kadını salt “ana, eş” olarak gören, göstermelik olarak siyasal yaşama katan ve “kutsallaştıran” siyasal bakış açısı yüzündendir ki bugün, “akan kanı, gözyaşını” dindirmesi için kapısına gidilen kadın, eğitim başta olmak üzere yaşamın erkeklere sunduğu olanaklardan “en az” pay alan varlıktır. Bu toplantıda Sayın Başbakan, “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Onun için fırsat eşitliği demeyi tercih ediyorum. Kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir (tamamlayıcıdır)” demiş.

Kadınların sesini yükseltmesi gereken nokta, bu sözlerle açık açık sergilenen tavra karşı olmalıdır. Bu sözler, Dolmabahçe Sarayında söylenmiştir. Bu saray, Mustafa Kemal’in devrimleri düşündüğü, yaşama geçirdiği, kadınlara çağdaş yaşam içinde alan açtığı mekânlardan biridir. Mustafa Kemal kadınların eğitimi, toplumsal yaşamın tam içinde olmaları, politikaya katılmaları için bütün yolları açmıştır. Onun açtığı bu yoldan keskin sapmalar olmasaydı, kadını salt ana olarak kutsallaştıran politikalar topluma şırınga edilmeseydi, kadın yeniden örtülerin arkasına itilmeseydi, yurdun her köşesindeki kadın ve erkekler eğitimden, sağlıktan, adaletten hakça pay alabilseydi, kadın ve erkek sırt sırta verir, gerçekten “birbirinin mütemmimi” yani tamamlayıcısı olurdu.

Çoktandır sürdürülen siyaset, zaten evinde bile sözü ve davranışları kısıtlanan, saçının teline bile egemen olamayan, TBMM’den yerel yönetimlere dek hiçbir yerde karar organlarına katılamayan kadın, hangi oyuyla, hangi gücüyle gözyaşını dindirecek? Kadınla erkeğin eşitliğine inanmayan bir anlayıştan, anaların gözyaşını dindirmesini beklemek inandırıcı olabilir mi?

Kadın ana olsun olmasın, kendi düşüncesini oluşturabilecek konuma gelseydi, ne feodal kafaların tutsağı, ne törelerin kurbanı olurdu; ne de cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, genel müdür gibi orunlara yükselen eşinin arkasından yürümek zorunda kalırdı. Eğitimden yeterli ölçüde pay alan, feodal kurallardan korkmayan, kendi siyasal bilinci, kendi aklıyla yolunu seçen bir ananın oğlu kızı da ne ölürdü; ne terörist olurdu.

Ben, Sayın Başbakanın Dolmabahçe Sarayındaki konuşmasından, bir avuç kadına neyi açtığını gerçekten anlayamadım. Gazetelere yansıyan yorumları okuyunca, katılımcı kadınların da benden farklı düşünmediğini gördüm. Sayın Başbakanın, “Anneliğin siyaseti yoktur, anneliğin ideolojisi yoktur, anneliğin sağcılığı, solculuğu yoktur” sözlerini de bu sözlere tepkisiz kalınmasını da yadırgadım. Çünkü “Anneliğin de siyaseti, ideolojisi, sağcılığı, solculuğu vardır.” Nitekim toplantıya katılan kadın bakanlarla kimi kurumların temsilcilerinin de (belki hepsi annedir), kesinkes “siyaseti, ideolojisi, sağcılığı, solculuğu vardır.” Kadın bakanlar “milliyetçi muhafazakâr” siyasetin, bir başka deyişle “sağ görüşün” temsilcisidir, doğallıkla belli bir “ideoloji”yi de benimsemiş görünmektedirler.

Dahası Sayın Başbakanın eşi ve kızı, siyasetin tam ortasındadır. Basından okuduğumuza göre Sayın Emine Erdoğan, Filistinli iş kadınlarına “one minute” olayını, “Davos’ta yaşananları önceden planlı bir şey değildi. (…) Aslında ben siyasi meselelerde geri durmayı tercih ediyorum ama Peres’in 2009’daki Gazze saldırısını savunduğunu görünce neredeyse deliriyordum. Peres sürekli olarak yalan söyleyerek benim sınırlarımı zorladı. (…) Kendi kendime ‘Allahım biri bu adamı sustursun’ dedim ve aynı saniyelerde eşimin de öfkeyle kızardığını ve patlayacak hale geldiğini gördüm. O an ağlamaya başladım. Yanımdakiler bana neden ağladığımı sordukları zaman, ‘Çünkü Peres bir yalancı” diye yanıt verdim. (…) Daha önce hep barış için pozisyonumuzu korurduk. Sabrımızın sınırına ulaştık, çünkü Peres yalan söyledi” diye anlatmıştır. Sözlerini, tıpkı her fırsatta şiir okuyan siyasetçi eşine öykünerek olsa gerek, Filistinli Şair Mahmud Derviş’in, ‘Bir Filistin vardı, bir Filistin yine var, bir Filistin sonsuza dek var olacak” dizeleriyle de bitirmiştir.

Bu ve başka etkinliklerinden, “siyasi meselelerde geri durmayı” yeğlediğini söyleyen ama duramayan dört çocuk annesi Sayın Emine Erdoğan’ın bal gibi, “siyaseti, ideolojisi ve sağcılığı” olduğunu görüyoruz. Yanlış anlaşılmasın; onu öncelikle bir başbakan eşi olarak değil; ister sağdan baksın ister soldan, kendi dünya görüşünü belirlemiş, “siyaseti ve ideolojisi” olan bir kadın (anne) olarak görmeyi yeğleriz. İktidardaki siyasetçilerin, siyasetin içinde olan ama değilmiş gibi görünen eşlerine anımsatmak isteriz. Bizim baktığımız yerden, “anneliğin de siyaseti, ideolojisi, sağcılığı, solculuğu” olduğu apaçık görülüyor.

Sayın Başbakan bütün kadınlara seslenmiş; ama çoktandır çoğunun elinden ağlamaktan başka bir şey gelmiyor. Çünkü yıllar yılı kadınlar özellikle eğitilmediler, “siyaset ve ideoloji” sahibi olmaları özellikle önlendi. Büyük çoğunluğu “siyaset ve ideoloji” sahibi olup eş ve meslek seçimine, kılık kıyafetine, “oy”una kendisi karar veremeden; kendi düşüncesini özgürce oluşturamadan, çocuk yaşta kocaya verildiler, ağızları burunları dağıtıldı; sığınma evlerine sığamadılar; beş kuruşa satılıp üç kuruşa çalıştırıldılar; yaşadıkları köyün dibindeki kasabayı bile göremediler. Oğulları kızları nerdedir, ne yapar; ya anlayamadılar ya da bilinçsizce kirli bir savaşa destek oldular. Kimi şehit oğullarını karşılarken havaalanlarını; kimi morgtan terörist çocuğunu alırken hastaneyi görebildi. Yıllardır da dilleri ağıttan başkasına dönmüyor… Şimdi onlara bu kanı, bu gözyaşını ancak siz dindirebilirsiniz, deniyor?  Hangi bilinçle, hangi duruşla, hangi “siyaset ve ideoloji” ile…

İşte bu nedenle, “Anneliğin siyaseti yoktur, anneliğin ideolojisi yoktur, anneliğin sağcılığı, solculuğu yoktur” diyen Sayın Başbakana hiç katılmıyorum. Kendi siyasal duruşu, dünya görüşü olmayan, bütün olumsuzlukları cumhuriyetin temel ilkelerine yükleyen sözde siyasetçiye, sözde aydına inanan kadın (ana), bu kirli savaşı nasıl önleyebilir? Üstelik bir yanda kadın-erkek eşitliğini hiç duymamış, hiç yaşamamış, acıya karılmış kadın var; öte yanda acıyla bambaşka görüşlerin etkisine itilmiş ya da kendi adına konuşanların çekim alanına girmiş öfkeli kadın (ya da ana) … Sınıf farkı ve yoksulluk bu denli derinleşmişken, inanç ve köken ayrılıkları üzerinden siyaset alıp yürümüşken, olup bitenlere yurttaşlık bilinciyle yaklaşmayanlar subaşlarını tutmuşken, birkaç saat bir sarayda ağırlanan ya da güzel sözlerle onurlandırılan kadın, odsuz ocaksız evine gidince neye karar verecek? Karar verse kim dinleyecek; “kadın-erkek eşitliğine” doğduğu günden beri inanmayan kocası mı, babası mı?

Hayır, Sayın Başbakan, yalnız kadınları değil bütün yurttaşları derinden yaralayan, bu kirli savaşı bitirmek ancak ve ancak siyasal erkin işidir. Siz hiç kadınların duyarlılıklarını okşayarak savaş kazanıldığını duydunuz mu? Kadını kullanarak kazanılmış savaş vardır belki; ama duygu sömürüsüyle gerçekçi bir savaşım yolu bulunamaz! Duyarlı olmak insan olmanın gereğidir; yurttaşlık görevidir; ama yurttaşa düşen görevin sınırları da bellidir.

Sesinize ses verdiğim için kızmayın; “…akan kana, akan gözyaşına karşı çıkmanızı, gençleri yaşatmak için yüreğinizi ortaya koymanızı istirham ediyorum” diyorsunuz. Ben de sizden olayları, oluşumları, iç ve dış etkenleri, sağcı-solcu, Türk-Kürt, inanan-inanmayan ayrımı yapmadan yurtsever aydınlar ve bilimcilerle meclis çatısı altında doğru değerlendirmenizi; “Yurtta barış, dünyada barış” diyen Atatürk’ün emperyalizme karşı duruşunu bir kez daha düşünmenizi; yakın tarihi tersten okuyanların oyununu bozmanızı; bağımsız bir ülkenin başbakanı olarak yaşamsal sıkıntıları yok edecek önlemleri ivedilikle almanızı; demokrat bakışla kadın-erkek eşitliğine inanmanızı; fırsat eşitliğine cinsiyet penceresinden bakmamanızı “istirham” diyorum! 

Sevgi Özel

Odatv.com

 

 

Kayıtlı

Nasılda büyütmüşüm DOSTTTT demişim..
Sonra paylaşmışız neyini YALANlarını,
Ne olurdu sanki oyunlar olmasaydı,,
Yine eskisi gibi DOSTT olsaydı...
ELİNE ne GEÇTİ paramı, şanmi,şöhretmi?
Bak, kişiliksiz TAKLITLERİM dogmuşş.
Cümlelerim,ismim TAKLIT EDİLMEKTE,,
Sıra KADERİMDE ,taklıtçılerim DİKKAT
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
Simple Audio Video Embedder
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!